Adnan Şalk - Bir Pazar Hikayesi

Adnan Şalk - Bir Pazar Hikayesi

Okuyamadım abi… İçinde bulunduğumuz ekonomik ve sosyal koşullar ancak ilkokulu bitirmeme izin verdi. Sonrası baba mesleği, sonrası pazar tahtalarının arkasına sığdırılmış hayaller...

İstanbul’un uykuda olduğu, gecenin güne dönümünün tamamlanmadığı, ayın gökyüzünden göz kırptığı bir günde, Bayrampaşa halinde karşılaştık Adnanla…

Okul çağında tanışmıştı pazarlarla, babasının tezgahında, kendisine ninni gibi gelen pazarcı nidalarının arasında en tatlı uykusuna daldığı ilk Pazar anısını gülümseyerek anlatıyor ve hüzünle ekliyordu; “Okuyamadım abi… İçinde bulunduğumuz ekonomik ve sosyal koşullar ancak ilkokulu bitirmeme izin verdi. Sonrası baba mesleği, sonrası pazar tahtalarının arkasına sığdırılmış hayaller…….”

Halde adım adım izledik Adnan’ı. Pazar da sergileyeceği ürünleri özenle seçişini, üst üste dizdiği kasaları kamyona istifleyişini, gençliğinin verdiği enerjiyi ve yüzünden hiç eksiltmediği gülümseyişini kare kare resmettik…

Tam üç buçuk saat sürdü bu koşuşturma…

Kolay değil di tabii, her şeye dikkat etmesi gerekiyordu, bakmakla yükümlü olduğu eşi ve üç çocuğuyla ekmek kavgasıydı… yaşam savaşıydı sürdürdüğü…

“Zor iş abi” diyordu, “Yazın sıcağında, kışın soğuğunda sokaklarda gece gündüz demeden çalışmak zor… En kötüsü de esnafa gereken değerin verilmemesi, halkın bize ve pazarlara olan bakış açısını değiştirememek, marketlerin halk günü uygulamalarına, haksız rekabetlerine dur diyememek… Bize vergi ödemiyor diyorlar, sen şahitsin abi, aldığımız malları halden çıkartabilmek için öncelikle maliyenin memurlarına faturalarımızı kontrol ettiriyoruz, bunun dışında her yıl belediyelere ödediğimiz rakamlar 12.000,00 ytl’yi buluyor….. ”

Bunları anlatırken bir yandan da son hazırlıkları yapıyor Adnan…

Saat 09.15’i gösteriyor, halde ki muhabbete ara verip yola çıkma zamanı geldi de geçiyor bile…

İstanbul uyandı…

İstanbul taze sebze – meyve bekliyor…

Kamyonun peşine takılıp, Dikilitaş Salı pazarına doğru yol alıyoruz…

Dikilitaş Salı Pazarı

Bir saat süren yolculuğun ardından, tenteleri çekilmiş, tahtaları dizilmiş, serkapanları* serilmiş, sabah müşterilerinin bile hazır olduğu bir pazar karşılıyor bizi…

Dikilitaş Salı Pazarı

Yeniden bir koşuşturmacanın içine giriyoruz. Sandıklar üçer beşer indiriliyor kamyondan, sebze meyveler serilmiş tezgahlara dökülüyor ve kan kırmızısı domatesler ilk müşterisiyle buluşuyor.Dikilitaş Pazarı

Hayatın içinde ona yüklenen görevi layıkıyla yerine getirmiş olmanın mutluluğuyla; “Bunlar sabah müşterisi” diyor Adnan, “ilk dökülen mallara bakarlar hep, malın çok fazla el sürülmemiş olanlarını pazara düşen ilk fiyattan alırlar. Bir de akşam müşterilerimiz var, ürünler azalıp, fiyatlar düşünce gelirler, akşam pazarı deyimi de buradan gelir. Her kesimden müşterisi var pazarların, daimi müşteriler neyi nerden alacaklarını, ürünün taze olup olmadığını, Pazar piyasasını çok iyi bilirler. Bizde biliriz memnun olan, taze mal alan müşterinin, bir sonra ki hafta yeniden geleceğini. Çürük mal veriyorlar, önlere iyisini, arkalara kötüsünü diziyorlar söylentisi sürüp gider yıllardır, bunu yapanlar esnaf değil ki abi, günü birlik politikalar yaramaz esnafın işine, gerçek esnaf, her hafta aynı yerde tezgahını açar, daimi müşteri ister… ”

Pazar gitgide kalabalıklaşmaya başlayınca, ister istemez muhabbetimiz de bölünüyor. Adnan’ı daha fazla meşgul etmemek, işinden alıkoymamak için hayırlı işler dileyip ayrılıyoruz yanından.

Dikilitaş Salı Pazarı

Giderken sesleniyor arkamızdan;

“Yine gelin abi, gelip çayımızı için. Şuan ki oda yönetiminden memnunuz, pazarlara yerleştirdikleri elemanlar işporta sorunumuzu çözüyor ama yöneticilerimize ilet daha sık gelsinler pazarlarımıza, esnafla daha çok diyalog kursunlar…….”

Üzerimizde çok erken saatte kalkmış olmanın yorgunluğu, gözlerimizde Adnan’ı daha yakından tanımanın mutluluğuyla ayrılıyoruz pazardan…

Yazımızı pazarların sokak aralarında kurulmasına tepki gösterenlere ibret olsun diye, Adnan’ın hiç unutamayacağı bir Pazar anısıyla sonlandırıyoruz;

“Bir buçuk – iki yıl önceydi. Gaziosmanpaşa’nın Cuma Yıldıztabya pazarında tezgah açmıştık. Birden arkamızda ki binadan çığlıklar, bağırışlar gelmeye başladı. Binada yangın çıktığını anlar anlamaz, esnaf arkadaşlarla beraber daldık binaya. Abi bizi görmeliydin, kırk yıllık itfaiye memurları gibiydik. Neyseki çok büyük bir yangın değildi ve çevreye zarar vermeden söndürdük yangını.”

*Serkapan: Sebze esnafının muşambaların üzerine serdiği çuvaldan yapılmış örtü…

EDİTÖRÜN NOTU

Pazarın kurulduğu bir sokakta yangın çıktığında esnafın tezgahlarını kaldırma süresi sadece 10 dakika…

Peki sizce;

Yol kenarlarına park etmiş araçlardan dolayı  en küçük binek arabanın bile zor geçtiği İstanbul’un daracık sokaklarında itfaiye arabasının kendine yer bulup yangın yerine yetişmesi kaç dakika?..

Buket ÖZSANAT

 

 

21 Temmuz 2016 Perşembe | 856 Görüntülenme

İlgili Kategori: Pazarcı E-Dergi

Facebook
PAZARLAR
ÜYELİK İŞLEMLERİ
YILLIK AİDATLAR
İSO
Etiketler
Twitter

Benzer İçerikler